Sayfalar

31 Aralık 2012 Pazartesi

mimlerim ^^

http://static.tumblr.com/chwpajo/Mz1m8elw3/profile_567402_user_568332_1337620350tumblr_lxaiwaprxl1qawqhuo1_500_large.pngCumartesi günü çingum Sulli beni mimlemişti. Beni çok mutlu etmişti çünkü bu mimleri yapmayı çok istemiştim. Araya dershane, okul girince yalnızca hazırladığım mimi yayınlamıştım. Ama baktım ki yarın tatil "Daha fazla uzatmanın anlamı yok otur yaz Pofuduk!" dedim.

İşte ilk mim:Blogumda görmek istediklerim ve istemediklerim:
Mutlu edebildiğim, benim blogumdayken gerçekten hoş vakit geçiren insanlar olmalı. Çünkü ben blog dünyasına adım attığımda takipte olduğum bloglarda çok eğlendim yazarın anlattığıyla güldüm, hüzünlendim. Ben de izleyicilerimi (ki bunlar belki de yüzünü hiç göremeyeceğim veya belki de yanından geçip gideceğim insanlar olacak) mutlu etmeliydim ve onları eğlendirebilmeliydim ve gerekirse de onlarla dertleşebilmeliydim. Bu düşüncelerle açtım blogumu. Ve bunu başardığıma da inanıyorum. 
Yani özetle benim blogumda beraber mutlu olabileceğim beraber hüzünlenebileceğim insanlar olmalı :))

 
 İkinci mim: Yeni yıl dilekleri:
* Biraz başarı
* Biraz çalışma hırsı
* Biraz mutluluk
* Uyku için biraz daha zaman :P
* Biraz daha harçlık (baba?):P
* Biraz daha huzur
* Bol bol kar
* Bol bol kar (veya her şey için olabilir) tatili
* Ben Fıstık'ımı istiyoruuuum :'(
* 2012'deki tüüüm olumsuzlukları unutturacak mutluluklar istiyorum
*  Ve bunlardaaan!!!(açım ben evet)












http://29.media.tumblr.com/tumblr_lz5i3e42OG1r82nnfo1_500.jpg
İşte bunlar ve benzeri bissürü şey istiyorum. Ve de herkese bu yılın mutluluk, sağlık, para diliyorum.

Mimi yapmayan kalmadı sanki değil mi? o zaman isteyen herkese ve de Bellalice sana yolluyorum:)))

İYİ YILLAAAAR!


30 Aralık 2012 Pazar

mim oku-oku!

       Bugün Colored Books'un bu yazısını gördüm. Maşallah çok dolu dolu bir listesi var ve hepsini de bir yıl içinde okumuş. Aslında öyle bir listem benim de var. O kadar uzun değil tabi. Daha mütevazı bir liste. Bir kaç yıl öncesine kadar okuduğum kitapları yad etmek üzere tuttuğum bir de özet defterim vardı ama her insanoğlu gibi okulda " ÖZET! ÖZET!..." diye gezen öğretmenlerim sağ olsun özet tutmaktan nefret ettim. Şimdi özetten ziyade altıçizilesisözler defteri tutuyorum.
       Neyse lafı baya bir uzattım. Şimdi ben diyorum ki herkes 2012de okuduğu kitapları listelesin. Buyrun benim listem ve okuduğum aylar:
  • Kış Bahçesi (ocak)
  • Olasılıksız (ocak)
  • Bir Gün (şubat)
  • İncir Kuşları (mart)
  • Ankaralı Dört Hanım (haziran)
  • Son Cariye (haziran)
  • Hayat Güzeldir (haziran)
  • Atatürk'ün Aşkı Latife (temmuz)
  • Od (temmuz)
  • Kalbimin Sahibisin (ağustos)
  • İki Cami Arasında Aşk (ağustos)
  • Bilgelik Öyküleri (ağustos)
  • Ateş Adası (ağustos)
  • İncarceron (eylül)
  • Gölge Hırsızı (eylül)
  • Sergüzeşt (kasım)
  • Akıl Oyunlarının Gölgesinde (kasım)
  • Baharat Kokulu Hayatlar (kasım) 
Dedim ya gayet mütevazı kaldı Colored Books'un listesi yanında ama her birini zevkle okudum. bazılarını da zaten paylaştım sizinle. Diğerlerini de yayınlamak istiyorum ama kısmet artık ne yapalım ^^

Şimdi de sıra yeni tazecik bu mimi paslamaya geldiii....
* İlk önce aramıza yeni katılan canım çinguma atıyorum bu mimi: Bellalice
* Daha sonra da dün beni mimleyen Sulli çinguma attım(en kısa zamanda o mimi yanıtlayacağım laf aramızda çok da istediğim bir mimdi ;))
* Bifincankahve seni de mimledim
* ve de sürekli okuduğunu bildiğim ve bu mimi almazsa olmazı: cyrstalll
* duygularını kaleme dökmeyi mükemmel şekilde beceren: Şahidim Kalemimdir
* ve son olarak da daha önce hiç mimlemediğim ve severek takip ettiğim Berre ablayı mimliyorum.
Kolay gelsiiiin ^^

21 Aralık 2012 Cuma

Aha ölçez!

http://1.bp.blogspot.com/-gLvutePpzdA/UM-F2zBGKsI/AAAAAAAAhYU/PU6xTUZHp0s/s1600/21-aralik-hava-durumu.jpg
21 aralık olayına anlam veremeyen milyon kişiden biriyim. hep basit düşünmekten yanayım. Bence tüm dünyanın tek bir kavimin uyguladığı bir takvime göre hareket ettiği düşüncesi bence geçerliliği çok az. Hep duyuyoruz ya işte "şu olaydan önce takvim şöyleydi yok şundan önce böyleydi..." Neden tesadüf gibi bir kavramı da göz önünde bulundurmadan söyleniyor bunlar?
Dedim ya basit düşünmeden yanayım diye. İşte bence maya takviminin sonu geldi diye dünyanın yok olması anlamsız. Belki de adamlar tembellik yapıp "Amaaan dünyanın gününün çetelesini ben mi tutcam lan! o zamana çok var hele bir kaç yıl devirek şu takvimden" diyip o yıldan sonrasını hazırlamadı nereden biliyoruz? (evet fazla hayalci oldu :P)
İşte dediğim gibi inanmadım inanmamaya da devam edeceğim. HZ. Muhammed (sav.) bile bilmezken kıyamet günü yalnızca Allah tarafından bilinirken ben tutup mayaların takvimine göre mi düzenleyeceğim hayatımı? Onların takvimi bitti diye hayatım da mı bitmiş olacak? Açıkçası pek mantıklı gelmiyor bana. Ve Nasa bile yarın yayınlanmak üzere "Neden Dün Dünya Yok Olmadı" başlıklı bir yazı hazırladı. Olayla ilgilenen insanlar bile bu kadar eminken neden hala Şirince'ye akın var onu anlamadım? :P

Bugün fizikden sınavımız vardı. Dün çıkışta Çılgıncığımın yakarışı ve aldığı cevap:
- Kıyamet sınavda kopsa da kurtulsak yaaa!
- Diğer taraftaki sınavı napcan? O_o...
  Ölünür size yaaaa! :D:D Tamam gittim :)
(Başlık by KüçükBalık... sınav öncesi çaresizlik anlarındaki sözü.)




7 Aralık 2012 Cuma

Benim KüçükBalığım :)

Başlık değil mi? evet anlatacağım. Benim bir KüçükBalığım var evet. Her gün bloguma girip alt üst eden ve her gün en az yarım saatini buraları karıştırarak geçiren. Aaaaa bak nasılda atladı hemen. eminim ki şu an  oturduğu yerde titreye titreye gülüyorsun:)
Evet kendi aramızdaki telepati iletişimine ara verip sizlere de dönmeliyim. Kim bu KüçükBalık? Ne istiyor benden? Efenim hemen izah edeyim malumunuz bendeniz 11. sınıfa tabiri caizse lise 3. sınıfa giden bir gariban MF öğrencisiyim (bu konuşma çok kastı beni yahu O_o normal konuşabilir miyim? :P) Herneyse işte bu KüçükBalıkla tanışıklığımız o lisenin çömlük yıllarında yani 9. sınıfa dayanır.  O yüzden daha okul bahçesinde adımı duyar duymaz 9-A sınıfına giden öğrencilerin peşine takıldım ve gözüme bir potansiyel arkadaş adayı kestirdim. ama potansiyel arkadaş adayı direk arka sıralara yönelince ve taaa o zamanlarda bile ön sıra sevdasından vazgeçemeyen bir cins olarak peşinden gitmedim. "Amaaan salla gitsin" dedim ve ön sıralara bir göz attım.(yalnız belirtmeden geçemiyciiim ben bu göz atma işlemini ve önceki "amaaan..." muhabbetini daha sınıfa attığım ilk adımda yaptım. Dar zamanda böyle hızlı davranamam yalnız!) En ön sırada yalnız tek kişilik boş yer vardı gerisi doluydu ve o sırada da bir kız oturuyordu. gittim ve tüm sevimliliğimle "Oturabilir miyim?" dedim. kız kafasını kaldırdı ve o kocaman elmacık kemiklerini çıkararak kocaman gülümsemesiyle kafasını salladı hayal edin :) (KüçükBalığıma ne de yakışırmış kocaman kafasııııı, yerim seniiiii :D). 2. dönem konusu açılınca beni ilk gördüğünde ne düşündün diye sordum. aldığım cevap çok trajikomikti: "Aha arkadaş!" :D:D:D:D Yaklaşık bir ay gülmüştük buna :D

Benim bir tek KüçükBalığım yok tabi ki. Bir de Minikçılgınım var (Balıkcım hemen yetiştir hemen koş isim buldum onaaaa! :D Ama yakışmamış mıııııı? Neyse yine titreşime geçti :D) Bu Minikçılgın da okulun ilk günü gelmemişti.  2. gün mü 3.gün mü işte o sıralarda gelmişti. biraz mesafeliydik ama bir anda aramıza karıştı nasıl olduğunu anlamadım mantar gibi bitiverdi yanımızda iyi ki de gelmiş :D (Seni çılgın şey!)
Bir iki kişi daha var bahsetmek istediğim. bunlardan birisi E. onunla da daha okulun ilk günü sıra münasebetiyle tanışmış bulunuyoruz. Geçtiğimiz sene hepimizin beklediği bir kararla TM öğrencisi olmaya karar verdi ve yanımızdan, dizimizin dibinden ayrıldı. Ama her teneffüs yanımızda canım arkadaşım. (Bir gün mutlaka biz de o sınıfa gireceğiz!-kararlılıkla uzaklara bakar-).
Diğer ise yine E.( artık hep beraber oturup onlara da bir isim bulacağız ve ben o zaman bu yazının altına not düşeceğim.) Minikçılgınım ile aynı serviste, KüçükBalıkcığım ile de aynı dershanedeler. Onun da aramıza nasıl katıldığını fark edemedim. Bu konuyu bazen ciddi ciddi hafızamın derinliklerine doğru dalıp araştırıyorum ama hiç birimiz bu süreci fark edemedik. Bir bakmışız şu anki halimize gelivermişiz. (Balıkcım ve Çılgıncım sizin haliniz bambaşka zaten nasıl böyle oldunuz siz yahuuu!:D:D)
Ve Çingum. O biiiir koreseveeer! O biiiir ablaaaaa! O sınıfımızııııın sınıf annesiiii! O herşeeeey! Zaten özetle anlattım onu da dediğim gibi o herşey! :D
İşte böyleee! Benim ailemden bile çok gördüğüm kişiler. Bir yerde hepimiz bir aile olduk. İnşallah da hep böyle olacak :)
Şimdi diyorsunuz ki bu başlıktaki balık olayı nedir? Şudur:bir kaç gündür benim KüçükBalığım balık taklidi yapıyoooor! Alkııııış! İşte oradan o balık da yani:) 
Aaaa bir deeee buradan Minikçılgınım ve KüçükBalığımın bir rekorunu paylaşmak istiyoruuuum! (alkııııış!) Bugün benim canım ufaklıklarım tam tamına 7 dakika 38 saniye sarılmış vaziyette ayakta durarak bir rekora imza attılar! Buradan arkadaşlarımı kutlayarak ikisininde yankalarından öpüyorum!
(resimler alıntıdır:
 http://www.genckizlar.net/
http://www.forumrenkli.com)

24 Kasım 2012 Cumartesi

Öğretmeniiim canım benim canım benim

Öğretmen denilince aklımıza ilk ne gelir?
Benim aklıma güleç yüzlü hafif tombul saçları kırlaşmış bir adam geliyor. O benim ilk okul öğretmenim. Biz onun son öğrencileriydik. Bizi 6. sınıfa teslim ettikten sonra emekli oldu kendisi ve okulun son günü çok ağlamıştı. o çok güçlü görünen başarılı öğretmeni ilk defa ağlarken görmüştüm. Tüm sınıf ayrılıyoruz diye baya bir ağlamıştık ama ben daha çok ağladığımı düşünüyorum çünkü  ben o sene Ankara'ya geliyordum arkadaşlarım onu özlediğinde çıkıp ziyarete gidebilirlerdi. Ama benim gelmem çok zor olurdu.
Ankara'ya geldiğimiz sene yeni başladığım sınıfın ilkokul öğretmeni hala o kuldaydı ve çok tatlı bir kadındı. Beni kendi öğrencilerinden ayırmadı hiç ama öğrencileri için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Hep bir kıskançlık hep bir fesatlık. ama bu kıskançlığın başı olan kız yalnız kaldı o çok güvediği arkadaşı gidiverdi başka okulaaaa :O. yalnız kalınca yakın durabileceği tek ben vardım çünkü başarılıydım ve o popülerliğini elden bırakıp da ne popüler ne de başarılı olanların yanına gitmezdi. o zaman anladım vakit geçirmek için arkadaş olmak ne demekmiş. zaten şu an onunla görüşmüyorum ve oradan görüştüğüm tekbir kişi var o da benim asla unutamayacağım bir arkadaşım( bazı sözleri gerçekten beni kırsa da onun altın gibi bir kalbi var)
neyse sonuç olarak o yıl ilk öğretmenler gününde tüm sınıf F. öğretmenin elini öpmeye gittik. ama bende bir hüzün var tabi ki. eve geldiğimde hüngür hüngür ağlıyorum"Beni A. öğretmenimi özlediiiim!"diye en sonunda babam telefon etti öğretmenime. konuşurken yine ağlıyordum ve oda bana ağlama ağlanacak bir şey yok gibisinden sözler ediyordu. Belki hala çok sevdiğim öğretmenlerim var ama A. öğretmenin yeri başkadır bende. Zaten okul denilince akla ilk gelen de ilkokul öğretmenimiz değil mi?
Tabi ki Ankara'da da bir sürü sevilesi öğretmen tanıdım. hepsi birbirinden şeker öğretmenler onlar. Mesela Ankara'daki okuluma ilk gittiğimde beni çok iyi karşılayan müdür yardımcımız K. hoca. dıştan bakınca çok sert ama aslında çok sevimli bir öğretmendi. daha sonra sınıfa ilk girdiğimde K. hocanın her söylediğine ingilizce cevaplar vermesiyle bana çok komik gelen A. hoca var. nasıl tatı bir adamdır o yahu! saçları kıvır kıvır hafiften önü açılmış ince bir adamdı. aynı okulda bir S. hoca vardı Türkçe öğretmenimiz o da çok tatlıydı (ki adaşım olur kendisi:). Bizim sınıfa çok kızardı çünkü ödev denen bir şey yoktu onlar için. kadın delirirdi resen sınıfta :D bana matematiği yapabildiğimi ilk fark ettiren öğretmen E. hocaydı. Onu da çok sevmiştim. o da çok iyi bir kadındı. Fen bilgisi öğretmenimiz H. hoca ve eşi sosyal bilgiler-tarih öğretmenimiz M. hoca (ne kadar zor sorsa da) asla unutamayacağım öğretmenlerdendir. O okulda çok iyi arkadaşlar edinememiş olabilirm ama çok iyi öğretmenşler tanıdığım kesin. Her öğretmenin aklına herhangi bir proje ya da herhangi bir faaliyet olduğuna ilk ben gelirdim.
Liseye geçtim ve dersler çok zorlaştı haliyle. önceki senenin öğetmenlerini çok arıyordum. ama daha sonra sorunun bende olduğunu anlayıp yapıştım derslere. ama matematik hala benim için fiyaskoydu. Bu sırada devreye babamın yeğeni olan ve benim 8. sınıfa kadar destek aldığım M. abi girdi. kendisi her ne kadar 8. sınıf matematik öğretmeni olsa da bana çok yardımı dokundu. SBS'ye beraber hazırlandık, okul tercihin beraber yaptık. Çok sert bir öğretmendir. sadece öğretmenlik hayatında değil normal hayatta da serttir. Ama bence çok iyi bir adam. Benim resmi olarak hiçbir zaman öğretmenim olmasa da bana not vermese de benim öğretmenim diyebileceğim kişidir kendisi ve üzerimde çok emeği vardır.
Lisedeki matematik öğretmenim de çok iyi bir adam. çok bilgili ve alanında uzman denilebilecek bir öğretmendir. Zor sorar ama soruların çoğu zaten defterlerimizde bulunur. bizi en iyi tanıyan öğretmelerdendir. O. hoca da lisedeki edebiyat-dil anlatım öğretmenim. Nasıl şeker nasıl iyi bir adam o yahu. çok değer verdiğim ve "Pofuduk şöyle bir görev-iş var yapar mısın?" dediğinde asla kıramayacağım yegane öğretmendir.
Ve son olarak da geçen yaz gittiğim ingilizce kursundaki D. hoca. Eşini 2 yıl önce kaybetmiş çok güçlü bir kadın. Her şeye rağmen hala yüzünden gülümseme eksik olmuyor. Hayata iyi yönünden bakmayı çok iyi biliyor. 
Hayatıma öğretmen olarak değil de kahraman olarak giren birisi daha var. Mustafa Kemal ATATÜRK. Her ne kadar onu görememiş olsak da bizim bugün hala varolmamızı sağlayan yegane öğretmen o dur.
İşte benim öğretmenlerim. Hepsi de benim için ayrı ayrı değerli ve hepsi de iyi ki hayatıma gidiler.
Tüm Öğretmenlerin Öğretmenler Günü kutlu olsun.İyi ki varsınız! 










17 Kasım 2012 Cumartesi

Kiler ve Kitap ve %50 İndirim

Bugün o kadar bunaldım ki anlatamam. 1 haftadır hunharca evet hunharca ders çalışıyorum. izik ve kimya... Dün akşam eve geldim ve koşa koşa dershane etüdüne gittim. İlk dersim fizikti. Sonra kimya etüdü almıştım. kimyadan sonra tekrar fizik etüdüne girdim. (pazartesi ve salı arka arkaya fizik ve kimya sınavım var. o yüzden bu hızım ve çabam.) Dün etütlerden çıktım bu gün için normal dershane saatinden 1 saat sonraya tekrar fizik ve kimya etüdü aldım. Ama dershaneye gidip de ilk dersten çıkınca kendimi kötü hissetmeye başladım. İçim sıkılmaya kalbim sıkışmaya başladı. Acayip bunaldığımı o an anladım. Zaten bir haftadır çalışıyordum bir de arka arkaya olunca fena bunalttı beni. Dershanedeki arkadaşlarımın hepsi de kendimi çok yorduğumu, bu gün biraz dinlenmemi, daha sonra devam etmemi söylediler. Ben de etüt planlayıcımızın yanına gidip "Hani ben etüt almıştım dün akşam?" gibi bir cümleye başladım kadının gözlerinden hatırladığını anlayıp(bir cesaret) devam ettim "Ya ben çok bunaldım yaaaa! Bu günkü etüdleri iptal edebilr miyiz?" dedim. :D. hoca da hemen gülümseyip iptal etti etüdümü (canım yaaa yerim ben seniii^^). Ben de annemi arayıp haber verdim etütleri iptal ettiğimi.(Ailem her kararımda arkamdadır. Onların bu huyuna bayılıyorum :)) Annem de hemen dedi ki "o zaman  otobüsten erken in de şu istediğin mağazaya bir bakalım"

[Buraya kadar sıkılmadan triplerimi okuyan herkese çooook kocaman öpücüklerimi sunuyorum^^]

Yani annemin bu sözü "çok bunaldın hadi bir dolaşalım." anlamına geliyor. Ama o görmek istediğim mağazanın eve yakınlığı açısından da "Ama öyle çok fazla alışveriş yok. Sadece biraz hava alacağız!" anlamına gelir.:P

Biz o mağazadan açıkçası hiç bir şeyi beğenmeyince de beni kitap alışverişi açısından çok sevdiğim Kiler'e daldık. Oralardan aldığım bir çok kitap kaliteli, orijinal ve indirimli olduğundan her ay mutlaka bir kere uğrarım.

Kiler'e girince birkaç hafta önce fark ettiğim ama yanımda para olmadığından faydalanamadığım  %50 kitap indirimini hatırladım. Hemen girişteki kitaplığa koştum. Ama boş olduğunu görünce büyük bir hayal kırıklığıyla arkamı döndüm:( Nasıl olmuştu da böyle bir indirimi kaçırabilmiştim daha da kötüsü nasıl unutmuştum : '(...

Arkamı dönüp birkaç adım atınca yüzümün ifadesi tamamen değişti. Karşımda büyük bir stant vardı ve üstü silme kitap doluydu! Kenarlarında o aşık olunası "%50 indirim" yazısı asılıydııııı! Hemen saldırdım tabi. Ellerim hemen Sherlock Holmes'lara gitti. Daha sonra hemen karşımda duran annemin baktıklarını gördüm. Annem benim hangi kitapları istediğimi iyi bilir  o yüzden uzunca bir süredir almak istediğim ama hep arkadaşımın sıkıcı demesi üzerine uzak durduğum Mucizeler Dükkanı'nı uzattı. (hayır aslında çoğu kez başkalarının fikirleri okumak istediğim kitabı okumama engel değildir) Bir sürü kitap sıraladık bir anda kolumuza. Ama bunlara yeterli bütçeyi yine yanımıza almamıştıııık:(
ben de benim için çok zor bir seçime giriştim. Sherlock'ları bıraktım. Mucizeler Dükkanı'nı ve devamı olan kitapları bıraktım. 5 kitaba indirgedim hepsini ama bunlardan 2 sine(Sherlock Holmes ve Benim Çılgın Ailem) daha (sonra almak üzere) görüşeceğiiiz dedim. Elimde 3 tane kitap kaldı. Geride bıraktıklarımı da alacağım çok yakındaaaa:(

biraz karanlık ama yeniden çekmeye çok üşendiiim


İşte kitaplarım!! Hepsi orjinal ve %50 indirimliiii!!!






 



Aşk Tanrıçası'nın Yemek Okulu'nu daha önce bloglarda dolaşırken görmüştüm. Ama hiç karşıma çıkmamıştı bulunca hemen kaptım. Tek kalmıştı da ^^. Baharat Kokulu Hayatlar'ı daha önce hiç duymamıştım. Ama adı bile huzur verici geldi. Biraz da Yamak Ahmet dizisini hatırlattı. Pembe Karanfil'i de duymamıştım ama kapağına bayıldım.




Bu yazıdan çıkarılması gereken ana fikir: Kiler'de birsürü muhteşem kitap %50 indirimli neden hala oturuyorsun kitapkurdu!



10 Kasım 2012 Cumartesi

8 Kasım 2012 Perşembe

Aknelerimiz bize neler anatıyormuş meğer O_o

        Az önce blog blog gezinirken hoş bir fincan gördüm eğilip içine bakınca da muhteşem görünümlü kahveyi... Birfincankahve'nin blogunu keşfettiğimi anlatmaya çalışıyordum olmadı mı sanki? neyse gerçekten ilgi çekici kitapları var (makyaj üzerine de çok güzel yazıları var ama beni en çok kitaplar çekti^^) . Bir çoğunu aldım listeme dersler hafifler hafiflemez edinmek istediğim kitaplar bunlar(gerçi almak istediğim kitapların listesi boyumu geçmiştir bile ama olsun istiyorum işteeee :P ).

       Velhasılıkelam oralarda dolanırken bir yazı takıldı gözüme Aknelerin ne söyledikleri ne anlama geldiklerini açıklayan bir yazı. benim sivilcelerim genelde 7-8de. evet su çok fazla içmiyorum.
hadi bakalım sizin sivilceleriniz ne anlatmaya çalışıyor buradan lütfen. yorumlar bekliyorum hadi bakalım^^

5 Kasım 2012 Pazartesi

HAYAT

Hayat;

Bazen bir başın sağ olsun sözünü söylemek kadar basittir,
Bazen de o söze yüklenen anlamlar kadar zor...
Bazen umuda tutunarak çıkılan yol kadar uzun,
Bazen de bir ömür kadar kısa... 
                                                                                      ...POFUDUK...

              




                

29 Ekim 2012 Pazartesi

Cumhuriyet Bayramı Mimi

Dün internette haberlere bakarken gözüme bir başlık çarptı: Cumhuriyet denince akla gelen 30 obje.
İlgimi çekti açıp baktım. Çok farklı düşünceler var.
Ama ben olsam (ki zaten Hİlmi Yavuz da aynı şeyi söylemiş) Nutuk derdim. Çünkü Türk milletinin yaşadığı zorlu mücadeleleri anlatan "Cumhuriyet"e giden o zorlu yolu anlatan en önemli eser. Bu eser cumhuriyeti anlatan en önemli sembol değil de nedir ki?
Sonra düşündüm ve dedim ki"Neden bu konu bir mim olmasın?" Olsun değil mi? Eee hadi o zaman pamuk eller klavyeye ;
-Harmony
-Hoi Hoi
-Kore Delisi
-Küçük Filozof
-Tembel Agasshi
-Cyrstalll
-Ve yazmak isteyen herkes (blogger olmayanlar yorum olarak cevaplayabilir)

Cumhuriyet Bayramımız Kutlu Olsun :)

Öncelikle hepimizin Cumhuriyet Bayramı kutlu olsun. Tam 89 yıl önce Atatürk'ün ve vatan millet sever arkadaşlarının sayesinde Türk milleti cumhuriyetle tanıştı. Bugün uygar bir toplum olmamızın ve dünyada birçok şekilde adımızı duyurmamızın da temelleri atılmıştı o gün.

Atatürk'ün milleti için gerçekleştirdiği belki de en önemli düşüncesiydi. Bize bıraktığı ve korumamız gereken iki şeyden biriydi cumhuriyet. diğeri de vatan... Gözü arkada kalmadı hiçbir zaman, bize güvendi. bu durumda bize düşen tek şey de Ata'mızın yüzünü kara çıkartmamak.

1932 yılı Türkiye ve Dünya Güzellik
 Yarışmaları birincisi
"Keriman Halis Ece"

1952 Avrupa güzeli "Günseli Başar "

Günseli Başar hakkında bilgi için tık tık
Keriman Halis Ece hakkında bilgi için tık tık

24 Ekim 2012 Çarşamba

İyi Bayramlar!

Herkese iyi bayramlar!
 
 
Bu bayramda bol bol et, bol bol tatlı, bol bol sarma diliyorum herkese^^
 
 

20 Ekim 2012 Cumartesi

Ben hastaydım sanki biraz? O_o

Bir hafta boyunca okula gitmemek ve ben? Pek de inandırıcı gelmiyordu açıkçası veya annemin "bugün okula gitme istersen" diyeceği. Ama oluyor işte insan hastalanmayagörsün=)

Evet hastaydım yataklara düştüm resmen ve bir hafta okula gitmedim. Bir hafta derken işte pazartesi perşembe ve salı günü ilk 2 ders okuldaydım sadece gerisini evde yatarak geçirdim ne yazık ki       
 =(  Aldığım 2 günlük raporu da sadece 1 gün yazmışlar, kızgınım!!!! yahu bir oku değil mi kaç gün olduğunu. Bir de müdür yardımcısına gidiyorum odasında yok adam. Ben de baş müdür yardımcısını gördüm ona söyledim rapor verecektim diye. "Numaranı sınıfını yaz A hocanın masasına koy ama kendisine söyle rapor getirdiğini, masasında olduğunu" dedi. Zil çaldı bende yukarı çıkarken "öğretmenler odasındadır belki" dedim yanımdaki canım arkadaşıma(öptüm seni şekercik ^^). Girdik öğretmenler odasına hoca telefonla konuşuyor ben de bekliyorum. Neyse bitirdi konuşmasını ben bir iki kere hocam diye seslendim hemen yanındayım ama görmezden geliyor adam. En sonunda "Söyle"(!) dedi ama yüzüme ile bakmıyor. Ben bozuldum çünkü yanında başka öğretmenler de var. ama belli etmedim. "masanıza 2 günlük rapor bıraktım onu söylemeye gelmiştim" dedim. Adam ne dese beğenirsiniz? "Tamam. Kaybol!" Ama o an nasıl kızdım anlatamam. Arkadaşım pek duymadı hocanın ne dediğini o biraz daha geride duruyordu ama ben duydum ve diğer öğretmenlerimin yanında hiç hoş olmadı yani. Hayır zaten ayakta zor duruyordum bir de müdür yardımcısı arıyorum, bulunca "şu hocana da söyle ama" deniyor. O müdür yardımcısını buluyorum o da öğretmenlerin yanında artistlik taslıyor. Bir de verdiğim rapor 2 gün yerine 1 gün giriliyor. Çok kızdım yani çok!

Neyse ya baya bir dert yandım değil mi=) Peki 1 hafta ne yaptım? Tabi ki çalışamadım ve yarın dershane sınavı var. Büyük ihtimalle sınıf düşeceğim ama ne yapalım artık kısmet.

Geçen bir hafta annem kafamı dağıtmak için arang'ı izlemeyi teklif etti. Ben de boş zaman bulmuşum reddeder miyim? haaaaaaaayıııııır!! Başladık izlemeye. Ne ilginç bir dizidir o yahu O_o... Hayaletler, hayalet avcıları, gökyüzü kralı, yeryüzü kralı, ne olduğunu belli olmayan (ama annemle hem fikir olup cadı diye nitelendirdiğimiz) bir kadın, ölen onlarca genç kız ve kaybolan ruhları... K-Dramalar bu yaz baya bir fantastikleşti. Ama ben hiçbirini henüz izlemedim=(  Neyse ya kaçmıyor ya değil mi ama=)

Arang izlemek ten başka da bol bol yattım. Perşembe akşamı da okuldan dönünce boğaz ağrılarımı çektim. Ertesi gün de kaybolan sesime "Gel artık!" nidalarıyla içimden serenat yaptım:P Ama bakmayın öyleee işe yaradı sonuçta bu gün sesim çıkıyoooo!:P

İşte böyle bir hafta geçirdim ama şimdi daha iyiyim. tabi içimdeki kurtla anlaşamıyoruz sürekli içimi kemiriyor"Sınavın var sen internette fink atıyorsun! çooook sınıf düşersin sen bu kafayla" diyor=D

Haaa bir de Felix Baumgartner var adam uzaydan atlamış yaaaa! Hayır zaten bir ben izlemedim adamı neyse artık siz şuradan izleyin (izlediyseniz de ne bileyim atlayın videoyu=)) ben bir ara izlerim. Şimdi izleyemem çünkü ders çalışmam lazım biraz en azından şimdiki sınıfımda kalmalıyım.

O zaman ben gideyim sen takıl kafana göre anlaştık mı? =D  

7 Ekim 2012 Pazar

Gangnam Style mı?

Şu an dersaneye yetişmek zorundayım ama bunu paylaşmam gerektiğini düşündüm. Dersaneye gitmeden önceki kısacık anımda 2 tane yazı okudum ve gerçekten çok şaşırdım. Yazıları okuyunca anlayacaksızın zaten ne demek istediğimi. Buyrun bu taraftan:
*http://demetgil.blogspot.com/2012/09/gangnam-stili-dikkatle-inceleniyor.html
*http://ifeelgoodman.blogspot.com/2012/10/gangnam-style-nedir-ne-degildir.html
bu iki yazı için de Küçük Filozof'a ve Demet'e teşekkürler =) Sizin yazılarınızın linklerini verdim. nolur kusura bakmayın:) Aslında uzun bir yazı yazmalıydım bu konuda biliyorum ama zamanım yok ne yazık ki=)
Hadi ben kaçtım o zaman=)

27 Eylül 2012 Perşembe

Tatil ne zaman bitti?

Okullar açılalı bir haftayı geçti. Ben de haliyle dershane okul arasında sıkışmış durumdayım. Belki daha dersler tam olarak başlamadı ama ben yazın pek dinlenemediğim için kendimi yorgun hissediyorum.

Aslında bu yaz gerçekten çok yorucuydu. Hele ki Ramazan ayında daha da kötüydü bu durum. Allahtan kursa yürüyerek gitmedim amcam sağ olsun orucu uykuya tutturmak niyetindeydi ama benim yüzümden uyuyamadı bir türlü:) Ama ben bu yazı dolu dolu geçirdiğim için mutluyum açıkçası. Hem önceki kursumda 1 senede ilerleyemediğim kemanı 3 ayda en azından 1 şarkı çalabilecek düzeye getirdim(hatta nota bilgisinden başlamamıza rağmen), hem de İngilizcemi geliştirmek için çok iyi bir adım attım. Evde oturup tembellik yapmaktan daha faydalı şeyler yaptığıma inanıyorum.:)

Zaman ne çabuk geçiyor ya! Ben daha 9. sınıfın ilk gününü hatta abartıyorum okulumu ilk gördüğüm günü hatırlıyorum. İtiraf ediyorum okulumu pek beğenmemiştim o gün. Ama şimdi (bulunduğu konuma rağmen) okulumu gerçekten çok seviyorum. Sonuçta 3. seneme girdim bu okulda insan ister istemez alışıyor:)

Bu yazı ne zaman bu yöne koşar adım gitmeye başladı yahu!O_o... Aslında demek istediğim bu değildi. Hemen topluyorum konuyu...

Bu sene için iyi bir çalışma programım var. Çünkü üniversite sınavının esintileri hissedilmeye başladı ve arkasından gelecek fırtınaya hazırlanmak lazım.Tabi bu planlarımı iyi uygulayabilirsem:)

alıntıdır:http://fc05.deviantart.net
Kendi içimdeki planlardan başka çevremdekilerin de tavsiyeleri var ama...
Bu tavsiyeler de şöyle:

- Aile büyükleri ve daha bilumum herkesin tek tavsiyesi "bu seneyi iyi tut çok sıkı çalış!"
-Şuan 12.sınıfa gitmekte olan servis arkadaşlarımın tek tavsiyesi"bu sene gez eğlen sakın ders çalışma. zaten seneye çok çalışacaksın bu sene dinlen!"O_o...

Tabi ben bu tavsiyelerin ikisine de tamı tamına uymak istemiyorum. Diyorum ki "Bu sene önemli bir sene nasıl bu sene ders çalışmamda gezerim? Ama zaten seneye çok ama çok sıkı bir çalışma programım olacak bu sene de aynı programı uygularsam seneye o gücü nereden bulurum?"O_o
Sonuçta kafamda yaptığım tartışma sonuç buldu sevgili okuyucu: ( orada olup olmadığınızdan emin değilim. Büyük olasılıkla bu yazıdan çooook ama çoook önce sıkılıp kapatıvermişsinizdir. Ama hala burada olup saçmalama dayanan varsa ne diyim elleri öpülesi insansın vesselam;)) Bu sene ne fazlasıyla ders ders ders olmalıyım(o nedir öyle yaa! neyse sen anladın onu:D) ne de amaaaan boş ver dersi demeliyim. Orta karar bir yol olmalı bence. Arada bir kaç gün fazladan tatil vermeliyim kendime mesela. Ama tabi bu her gün yatmak anlamında değil çok yoğun bir haftanın sonrasında ya da öncesinde olabilir.

Evet tamam çok saçmaladım gidiyoruuuum ve buraya kadar okumaya çalışanlara daha fazla eziyet etmiyorum. Bu sene 12. sınıf olan veya 8. sınıf olan  ve sbs veya ygs/lys esintilerini hissetmeye başlayan herkese:Allah yardımcınız/yardımcımız olsun.... ^-^


15 Eylül 2012 Cumartesi

MİM: en eski anı...

Sevgili unnim Kore Delisi beni şu yazısında mimlemiş. ben de asırlar süren hatırlama uğraşlarım sonucu birkaç parça şey hatırlayınca yazıverim de aradan çıksın dedim:)Gerçi hatırladıklarım pek anı değil ama... 

Ben çoook ama çoook küçükken yani 3-4 yaşlarındayken kedilerin peşinden koşarmışım. "Kardeşiiiiiim! Gel Kardeşiiiiiiim!". Annemler her kedi gördüklerinde hatırlatırlar sağolsunlar:D

Bir de ben küçükken "r"leri söyleyemezmişim(şimdi söyleyebiliyorum). Bana Radyo dedirtemezlermiş.Rivayete göre ben bir defa söyleyince(pardon söyleyemeyince :P) hep bir ağızdan gülüşmüşler ve ben de çoook ama çoook gururlu olduğumdan gülmesinler diye bir daha radyo dememişim hiç.:)

Yine aynı yaşlarda anneannemlerin evinin önünde dolaşan karıncaları ezermişim. Annem her defasında" yapma kızım günah." dese de ben bilmiş bilmiş "Böcek o böcek" dermişim.:) Annemin anlattığına göre bu ezme işlemi her defasında "Cin Cin" olmuş gözlerle yapılırmış:)

Buraya kadarki bölümü çok küçük parçalar halinde hatırlıyorum. Bundan sonrakileri de dün gibi hatırlıyorum.
 Ben 5-6 yaşlarındayken Muğla'ya taşındık. Yol boyunca "Gideceğimiz yerde deniz var" şeklindeki konuşmalardan fazlasıyla memnun olan ben  yeni evimizin önüne gelince de "Hani burada deniz? Yok işte deniz falan kandırdınız beni!" şeklinde çıkıştım millete:) Ne bekliyormuşsam artık. Herhalde evin bahçesinde deniz var sanmışım:D Ahhh Çocuk işte:P

Yeni eve yerleşildikten ve düzeni kurunca benim anasınıfına yazılma yaşımın geldiğine karar verildi. Okula gitmek için baya bir heveslenmiştim o zamanlar (Şimdiki aklım olsa başlar mıydım hiiiiç?:P... ). Okulun anasınıfı bölümüne gittik. Annemler beni oraya bıraktılar ve müdür yardımcısıyla konuşmaya gittiler. Geldiklerinde acı haber: yer yokmuş o yüzden de beni okula alamayacaklarmış....
Ben anında ağlamaya başladım ve işte sitem dolu o sözlerim"Onlar(anasınıfının içindeki çocuklardan bahsediyorum burda) hayal mi? Uzaydan mı geldi onalar? Onları alıyorlar da beni neden almıyorlar ?"  :D
Sonunda o okula hatta o sınıfa yazıldım. Her şey o müdür yardımcısının gıcıklığından kaynaklanıyormuş. Öyle olmaz böyle olur Müdürcüğüüüüüm!:)

Bu sefer 1. sınıftayım. Rüya adında bir arkadaşım var. Ama ben kızın adını bir türlü söyleyemiyorum, dilim dönmüyor bir türlü. Adını her söylediğimde"URAAA" diye garip bir şey çıkıyor.:D Tabi bendeki gurur hala var o sıralarda. Annemlerin her uğraşına rağmen söylemiyorum o ismi.Sonunda gülecekler söyler miyim hiç?:D

Son anım da bu olsun bari. Ben hatırlayınca biraz hüzünleniyorum gerçi. Ama siz gülebilirsiniz tabi onun için yazıyorum ya:)
 Burada da 2-3. sınıfa gidiyorum artık. Bir tane muhabbet kuşumuz öldü ve babam da kafesi bir arkadaşına verdi birkaç ay sonra da o kafes içinde tüysüz çirkin bir yavruyla beraber döndü bize. (O yavru kuş benim birtanem FISTIK olur bu arada :)). birkaç ay sonra konuşmaya tüylenmeye başladı. tabi evin en küçük üyesi ve hepimizin elinde uykuya dalan şımarık bir şey olduğu için de ayrı bir yeri vardı bizde (hala da öyledir bizim için).O gün annemle babam işteydi abim ve bir arkadaşı vardı evde tabi bir de ben. Fıstıkla misket oynarken üstüne oturuverdim yavrucağın yanlışlıkla. Evet oturdum resmen. Ama nasıl ağlıyorum. Yaşıyor ama yürümüyor kımıldamıyor. O sırada abim geldi arkadaşı geldi. Gördüler tabi kuşun halini ben de anlattım. sonra abim babamı aramış. Babam geldi. Abim de arkadaşıyla beraber kuşu veterinere götürdüler. Birkaç gün sonra da şımarık kuşumuz çıktı hastaneden:P. Ayağında bir kürdan üzerinde sargı:D... O halde bile maskotluk yapıyordu. Bize şirin görünmek için koşuşturuyordu evin içinde.Canım benim yaaa:)...özledim yine:(

İşteee böyle. Benim çocukluğum kısaca bu şekilde. Diğer bloggerlerın yayınladıkları kadar güzel değil pek.Ama idare edin işte:)

Kim yapmadı bu mimi? Parmak kaldırım bakiiiim:):):)



Yeni Cicilerim:)

Yılın bazı dönemleri önemlidir benim için. Mesela tam da bu sıralar. Hayır yanlış anlamayın okullar açıldığı için değil. Bu dönem okul alışverişi dönemi olduğu için önemli.(gerçi ben her daim kırtasiyedeyim ama;)) Okula başladığımdan beri kırtasiye alışverişi benim en sevdiğim aktivite oldu. Okullar açılmadan önce kendim için yaptığım en eğlenceli şey budur.
Birkaç yıldır(ki bu yaklaşık 8 sene oluyor:D) kalemdi defterdi tüm alışverişlerimi BİM'den yapıyorum. O kırtasiye broşürünü görünce gözüm gönlüm açılıyor:). Her seferinde de bir sepet dolduruyoruz genelde. Ama bu sene öyle olmadı. Bu sene tek ihtiyacım defterdi. O yüzden de genellikle defter aldım. Tabi bunun yanında senelerdir vazgeçilmezlerim arasında olan simli kalemlerden, şeffaf zarflardan, tükenmez kalemlerden de aldım ama sadece bu kadar :D


Geçen sene fark ettiğim A101'in renkli kağıtlı defterlerini bu sene asla kaçıramazdım BİM'den sonraki durağımda orası oldu. Oradan da yine bissürü bissürü defter aldım.:)


Sonraki günde annemle gezerken girdiğimiz Diasa'da gördüğüm defterlere karşı koyamadım bir türlü. (Sonuçta BİM'den veA101'den sadece kalın defterler almıştım:P) oradakilerden de bir demet yapıp getirdim eve:)


Bu sene aldığım defterlerin bana önümüzdeki yıl da yeteceğini söylüyor içimdeki bir ses:)

İşte bunlar bu seneki cicilerim:):):):)

   24'lü kalem setini geçen sene almıştım. Renk katsın diye onu da araya sıkıştırıverdim işte :) biri eksik fark ettiniz mi?:)

30 Ağustos 2012 Perşembe

30 AĞUSTOS

Mustafa Kemal, Batı Cephesindeki tüm subay ve erlere okunmak üzere bir bildiri yayınladı. Bildiride, şöyle denildi:
“Türkiye Büyük Millet Meclisi Orduları; Afyonkarahisar-Dumlupınar büyük meydan muharebesinde, zalim ve mağrur bir ordunun temel varlığını inanılmayacak kadar az bir zamanda yok ettiniz. Büyük ve seçkin ulusumuzun fedakarlıklarına layık olduğunuzu kanıtladınız. Sahibimiz olan büyük Türk ulusu geleceğine güvenmekte haklıdır. Savaş alanlarındaki başarı ve fedakarlıklarınızı yakından görüp izliyorum. Ulusumuzun size olan övgülerinin iletilmesine aracılık etme görevinin arkasını bırakmayacak, sürekli olarak yerine getireceğim. Ödüllendirme için Başkumandanlığa öneride bulunulmasını, Cephe kumandanlığına buyurdum. Bütün arkadaşlarımın, Anadolu’da daha başka meydan muharebeleri de verileceğini göz önünde bulundurarak ilerlemesini ve herkesin akıl gücünü ve yurtseverliğinin kaynaklarını kullanarak, yarışmayı bütün gücüyle sürdürmesini talep ederim. Ordular, İlk Hedefiniz Akdeniz’dir. İleri!” 


  Mustafa Kemal Atatürk, Albay Reşat’ın şehit oluşunu TBMM’de şöyle anlatıyor:

“Bir taarruz gününde (27 Ağustos 1922) en sol kanatta 57. tümenimiz taarruz ederken, kuvvetlerini biraz birbirinden uzakça bulundurmuştu. Bu nedenle düşman üzerinde kalıcı bir etki yapamıyordu. O tümenin kumandanı Reşat Bey adında bir albaydı. Bu kişiyi çok eskiden tanıyordum ve beraber muharebe yapmıştık. Suriye’de çok muharebeler yaptık ve çok kıymetli bir askerdi. Şahsen bana çok güveni vardı. Telefonla sordum: ‘Niçin hedefinize (Çiyiltepe) hakim olamadınız?’ dedim. cevaben dedi ki; ‘Yarım saat sonra bu hedeflere varmış olacağız’. Halbuki yarım saat sonra bu hedefler elde edilememişti. Tekrar sorduğum zaman telefonda Reşat Bey’in son bir veda namesini okudular. Orada diyordu ki; ‘Yarım saat zarfında size o mevkileri almak için söz verdiğim halde, sözümü tutamamış olduğumdan dolayı yaşayamam’. 15 dakika sonra Çiyiltepe alınmış, ancak şehit komutan Albay Reşat Bey bu müstesna anı görememiştir. Ruhu şad olsun.”


 İşte böyle kazanılan bir savaştan bahsediyoruz. Yaşanan sıkıntılardan bahsediyoruz. Aç kalan ama yine de yiğitçe savaşan askerlerden. Bu vatan bize böyle miras bırakıldı. Neden onu layıkıyla yüceltmiyoruz da vatan çocuklarımıza kalsın diye onlar vatanı korur geliştirir diye şehit olan atalarımıza saygısızlık ediyoruz?

Bence her geçen yıl bu günü biraz daha başımız önde kutluyoruz. Ata'nın istediği millet olamadık çünkü...

Zafer Bayramınız Kutlu Olsun!


26 Ağustos 2012 Pazar

Çekiliş varmış!!!


BEYAZ KİTAPLIK'ın blogunda dolaşırken bir çekilişe rastladım. Kitabı da beğenince dedim ki "belki şansım yaver gider de ben kazanırım". Hem biliyor musunuz bu benim ilk çekilişim^.^
http://3.bp.blogspot.com/-OExy2CIt1JI/UDezey-4zcI/AAAAAAAABkc/VIxGhLSyNyo/s1600/yedinci-gun.jpg
Kitabımız bu arkadaşlar:)
Bakalım sonucunu merakla bekliyorum:) Katılan herkese iyi şanslar:)


ÇALIŞMAYA ÇALIŞMAK

Tatil başladığından beri çalışmak için zorluyorum kendimi. Ama bunda başarılı olduğum pek söylenemez. Bütün yaz boyunca hafta içi her gün 2 tane kursla baş etmeye çalıştım ve (daha önce de şikayet ettiğim gibi) bu kursların arasında boşluk yok (neyse ki aynı binadalar).E bir de bütün yaz boyunca şiddetli sıcağa maruz kalınca insan bünyesi bu duruma tembellikle tepki kuvveti oluşturuyor. Sonuç olarak da bu durumdan en zararlı çıkan ben oluyorum.


Sıcak+Ödev sorumluluğu+Ders çalışma zorunluluğu+Üniversite telaşı(evet şimdiden başladı ve ben hangi bölüm seçeceğimi bilmiyorum)+Tembellik=BÜYÜK BİR SIKINTI!!! O_o



Durumumu işte bu formülle anlatabilirim. Ama diğer yandan da okul ve ders telaşını özledim.Her sabah "uyanmak istemiyorum. okuldan nefret ediyorum"ları özledim.Ne cinsim ya:P

Neyse işte ben de dün "Artık yeter bu kadar tembellik ULEYN!" dedim ve oturup matematik ödevimi açtım. Baktım masamın üstü karışık ben de toplamak istemiyorum. O zaman da yıl içinde de sık sık ziyaret ettiğim aydınlık ve ferah salonumuza yerleşmeye gittim. ama baktım ki babam da orda TV izliyor. Dikkatimi toplayamayacağımı düşündüm. Tam da o anda açık duran balkon kapısında bir esinti geldi ve biz balkoncuğumla göz göze geldik. O bana" Gel" dedi ben de "Hemen geliyorum" dedim. Çabucak pılımı pırtımı topladım balkondaki masayı hazırladım kendime ve kuruldum, yayıldım, iyice bir yerleştim. Kulağıma da taktım mp3'ümü. Ohhh! Misss!

Gökten zembille indi^^
Akılma düşen güzel varlık
Tabi daha sonra bir ara vermek kaydıylan annemin yanına mutfağa gittiğimde aklıma acayip şekilde ÇİKOLATA düştü ve ben de mız mızlanmaya başladım. annemi ayartıp düştüm(bu durumda annemle beraber düşmüş oluyoruz) bakkal yoluna. Giderken bizi balkondan gören yengem ve kuzenlerim"bizde var çikolata gitmeyin boşu boşuna" diyip bir paket çikolata attılar ama ben onunla yetinir miyim? Yukarıya kucak dolusu sevgilerimi teşekkürlerimi gönderdikten ve verilen çikolatadan bir tanesini ağzıma attıktan sonra yine yoluma devam ettim. bakkala geldiğimde(aslında orası bir market) yandaki yenilesi çikolatayı göremedim. ama umutsuzluğa da kapılmadım sonuçta biri gelir diğeri gider değil mi ama? Ben de orada duran ve bana el sallayan "toblerone"u kaptım yanına da yoldaş olsun diye "Eti antepfıstıklı"yı. eve geldiğimde annemi de yanıma alarak yine kuruldum balkona ve... Sonuç zaten belli değil mi:Beraber yumulduk çikolatalara :)

^-^______MUTLU SON_____^-^