Sayfalar

26 Mart 2014 Çarşamba

Yani Biraz Da Hayat İşte Ne Olsun....

       Ankara'ya bu yıl ilk kar düştüğü zaman... Babam kardan önce kendine yerde bulmuş. Eve bir geldim kolu alçıda. Vardır bir hayır dedik babam 1 aylık rapor aldı ve kullanmaya başladı. Ama onun kolundan daha önemli sorunları çıkmıştı birden bire. O sıralarda köy soğuk olduğun için dedemi de Ankara'ya getirdik. Çünkü yalnızdı. Çünkü geçen sene 4 kasımda babaannemi kaybetmiştik hiç bir şeyi yokken, bir anda. Benim sessiz dedem, kısa boylu ama etli butlu daha çok kaslı dedem çökmüştü.  Çok sevdiği karısının yokluğu dokunmuştu belliydi. Gelmeden önce babam ve amcam yutmasında zorluk olduğunu fark ettiler. Yutkunamıyordu, yemek yiyemiyordu, yediğini de çıkarıyordu. Hastaneye götürüldü, testler yapıldı, teşhis konuldu: KANSER. Bu kelime bana ne kadar da uzaktı oysa, konduramadım. Dedemin yemek borusunda kanser vardı ve onun babası da mide kanserinden vefat etmişti. O koskoca adam babası gibi borularla beslenmekten korkuyordu ve bu da çok doğaldı. En sonunda hastaneye yatırıldı ameliyat edildi. yemek borusunun bir kısmı, midesi ve pankreasının da bir kısmı alındı. Yoğun bakıma alındı ama dedem gözlerini açtı. Doktoru servise çıkarmadı enfeksiyon kapmasın diye. Orada da çok iyiydi. Her gün 13.30 da görüşe gidilirdi. Ama tek bir sorunu vardı yemek yemiyordu. Korktuğu gibi olmamıştı borudan beslenmek zorunda değildi ama yemediği için birkaç kez o boruyla beslendi. Hemşireler, hastabakıcılar, doktorlar, annem, babam, amcam, yengem hiç kimse buna bir çözüm bulamadı. Hastahanede kalmaktan nefret etti dedem. Zaten morali bozuktu, hastahane onu iyice kendine kapattı. Yoğun bakım servisindeki herkes dedemi çok sevdi, onun işlerini hevesle yaptılar ama onun kimseye eziyet çektirmeye niyeti yoktu. Azimle kalktı ve kendi işini kendi yaptı. Bir süre sonra nihayet eve çıkarıldı. Evde de yemek yemiyordu ama. Babamla bir kavgaya tutuşurlardı ki sormayın. "Hadi baba son bir de bunu ye tamam." "Baba hadi hiç bir şey yemedin sen hadi biraz daha!"... O da çocuk gibi yüzünü buruştura buruştura son denilen lokmaları yedi. Ayaklandı da hani. Yürüdü, yatmaktan sıkıldı, gezdi, dolaştı, hepimizi sevindirdi. Tek isteği köye bir gitmekti, o da yapıldı. Dedem köye götürüldü. Orada bağını bahçesini hazırlamış, yazın patates, soğan ekecekti. Ama köyden geldikten sonra bir daha önceki gibi olmadı. Sarardı soldu, yavaş yavaş eridi.



          Dün halini beğenmedikleri için  hastaneye kaldırmışlar. Orada kalp krizi geçirmiş. Kalbini çalıştırmayı başarmışlar ve yoğun bakıma almışlar. Ama dün gece 3 gibi kaybetmişiz dedemi. Kıymetli eşini çok özlemiş demekki. Demekki dayanamadı yokluğuna görmeye gitti demekki. Ama bizi bıraktı burada. 
          Geçen sene de bu sene de babamın o halini görmek çok dokundu bana. 2 yıl içinde en kıymetlilerini kaybetti benim eğilmez dediğim babam. İnşallah Allah ona sabır verecek ve dayanacak. Çünkü gidenin ardından yapılacak tek şey bu dayanmak ve onların ekemediği patatesleri, yiyemediği yemekleri yemek. Yani biraz da hayat işte ne olsun...

Mekanın cennet olsun dedeciğim... 


3 yorum:

  1. Canım blog arkadaşım, içim burkuldu okurken, tanımasam da çok yakınımmış gibi hissettim ve gerçekten üzüldüm. Başınız sağ olsun. Babana sarıl, destek ol ona. Dedene Allah'tan rahmet dilerim, mekanı cennet olsun.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim çingu. Babam şu an iyi zaten onun yanında öldüğü için rahattı bir de babaannemi ne kadar özlediğini biliyordu zaten onun için de rahat ama tabi ki de buruk .İnşallah canım inşallah cennet olur mekanı.

      Sil
  2. Bu yazının altına pek uygun olmayacak ama seni mimlediğimi haber vermek istedim canım. Blogumu bir ziyaret edebilir misin rica etsem? :))

    YanıtlaSil